Littéraire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Littéraire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2007 Cuma

Maison de Victor Hugo


Victor-Marie Hugo (26 February 1802 — 22 May 1885) was a French poet, playwright, novelist, essayist, visual artist, statesman, human rights campaigner, and perhaps the most influential exponent of the Romantic movement in France.
In France, Hugo's literary reputation rests primarily on his poetic and dramatic output and only secondarily on his novels. Among many volumes of poetry, Les Contemplations and La Légende des siècles stand particularly high in critical esteem, and Hugo is sometimes identified as the greatest French poet. In the English-speaking world his best-known works are often the novels Les Misérables and Notre-Dame de Paris (sometimes translated into English as The Hunchback of Notre-Dame).

Musée Ville de Paris

Victor Hugo lived on the second floor of the Hôtel de Rohan-Guéménée from 1832 to 1848. He wrote some of his major works there : Marie Tudor, Ruy Blas, Les Burgraves, Les Chants du crépuscule, Les Voix intérieures, a large part of Les Misérables... and received Lamartine, Vigny, Dumas, Gautier... The visit of the apartment illustrates the three main stages of his life (before, during and after exile) through the display of his furniture, different memorabilia and some astonishing interior decoration produced during his exile in Guernesey.
The first floor is devoted to temporary exhibitions and displays his drawings as well as an iconography of his literary work. A rich library is open to the public by appointment. The museum organizes talks in the appartment of Victor Hugo and workshops for young visitors (information at the museum office).

Victor Hugo vécut au 2ème étage de l'Hôtel de Rohan-Guéménée de 1832 à 1848. Il y écrivit quelques unes de ses oeuvres majeures : Marie Tudor, Ruy Blas, Les Burgraves, Les Chants du crépuscule, Les Voix intérieures, une grande partie des Misérables... et reçoit Lamartine, Vigny, Dumas, Gautier...
La visite de l'appartement suit aujourd'hui les 3 grandes étapes qui articulaient sa vie : Avant, Pendant et Après l'exil, à travers la présentation de son mobilier, de divers souvenirs et des ses étonnantes décorations d'intérieur réalisées durant l'exil à Guernesey.
Le premier étage est réservé aux expositions temporaires et présente ses dessins ainsi qu'une iconographie de son oeuvre littéraire.
Une riche bibliothèque est ouverte au public sur rendez vous. Le musée organise des visites conférences dans l'appartement de Victor Hugo et des atliers pour les plus jeunes (renseignement au secrétariat du musée).



MAISON DE VICTOR HUGO
Hôtel de Rohan-Guéménée 6, place des Vosges
75004 PARIS

Metro : Bastille

http://en.parisinfo.com/sites-culturels/324/maison-de-victor-hugo?1

4 Ekim 2007 Perşembe

Honoré de Balzac

Honoré de Balzac

dedi ki;
Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir.



La maison de Balzac...

Adını Balzac olarak değiştirdi ve soyluluk ifade eden de’ öntakısını ekledi. Köy kökenli bir ailenin çocuğu. Babası devlet memuru. 6 yıl Vendome'da College des Oratoriens'te öğrenim gördü. Napolyon'un devrilmesinden sonra ailesi Paris'e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819'da yazılmış "Cromwell" başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü.
1829'da yazdığı "Les Chouans" isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçe'ye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak çevrildi.) 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante'yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. 1836 ve 1837'de İtalya gezisine çıktı. 1828'de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy'de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.
1847'de Polonya'da sevgilisi Eveline Hanska'nın şatosunda kaldı. 1850'de Eveline ile evlendi Paris'e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantısal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli "klasik roman tekniğini" Balzac'ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle "romanın Shakespeare'i sayılır.


Yüreğimin tozunu aldım dün gece...


Geç anladım zamanın da yorulacağını ve o güzelim saatlerin de bir gün duracağını. ‘Günaydın’ dendiğinde karanlıklarla savaşılmayacağını, ‘iyi uykular’ dendiğinde güneşin aranmayacağını. Kimbilir belki yanlış bir yerden başlamıştı hayat, ama doğmakla anlaşılmaz ki hayatın değeri. O müthiş kavuşmasını görmeseydim bedenin toprakla, belki daha da anlamayacaktım hayatın önemini.

Yüreğimin tozunu aldım dün gece. Geç anladım kıtaların da hareket edebileceğini. Sanki yürek koca bir atlas da, sınırları var.. Silinmez bölünmez sanki... ama dün gece... Anladım artık o kadar da zor değil kıtaların hareketi. İnsan zannediyor ki böyle gelmiş gidecek böyle. değil... Anlamıyor bir afilli yumruk yüzüne değmedikçe. Belki bir göktaşı, belki deprem, belki bir çift göz nebileyim. Bir milat yani...ben sana döksem kelimeleri, toplasam roman yazsam adına, mil çekiliyse gözlerine görebilir misin? Gidince geri dönersin ama, döndüğünde aynı yerde misin? Ben kelimelerimi sana açık ettim bunca zaman, hepsine değip geçen rüzgar gibiydin.


Dün gece tozunu aldım eskimiş günlerin. Bunca zaman sızlamadı da yüreğin, şimdi mi farkına vardın sevdiğinin. Kader bir başka kaderle karışınca ancak kadermiş. Yoksa sen dur orada öyle çini vazoda, dünyanın 9.harikası gibi... kaderim kaderine değmedikten sonra ne fayda?

Ama geç...geç anladım yüreğimin bir yangın söndürücüye ihtiyacı olduğunu. Ve o yangın söndürücünün kendi gözyaşlarım olduğunu. Meğer kimse söndüremezmiş içimin yangınını benden başka, meğer kimse ısıtamazmış yüreğimi, ben istemeden. Şimdi koy bir yanına geçmişi, öbür yanına gelecek günleri.. Hangisinin acısıdır kıtaları sallayan? .. Hangisidir takdire şayan?

Yüreğimin tozunu aldım dün gece. Tarihleri karaladım, pusulamı kırdım, kitapları topladım, mektupları yırttım, gemileri yaktım, çığlık çığlığa uzandı hayat kollarıma. Yolculuk bitti ve kıtalarda kader buluşmaları..Ve seller aşındırıyor artık yüreğimin duvarlarını. Ağlamak yok, hadi artık sus. Deli çizgiler atmışsın bunca zaman boynuma. Ben nice uysal çizginin içinde yeterince oyalanmışım. Döndürülmüyor zaman en başa... Yüreğimden çekilen kelimelere bir bak... neler söylüyor sana... Sen benim güvercin kırılganlığımı unuttun da, söylesene biraz geç kalmadın mı bana?

Gitme demişim yüreğime, gitmemiş.. Onca sözcük tıkılıp kalmış, esirgenmiş. Sonra dökülmüş bir denizin ortasına, değememiş kulaklarına. Hadi canım, beterin beteri var, üzülmeyelim... Bir yangın varsa eğer ve sarmışsa tüm bedenini, biri çıkar susturur ağlayan kelimelerini. Bundan böyle düzgün çiz yüreğinin mühim çizgisini. Öyle düzgün çiz ki, tütmesin o yangın yeri. Malum bir kabulleniş gerekir filmin bittiği yeri.

Bir zamanlar gözlerimi kör, kulaklarımı sağır eden, hatsız hudutsuz, sevgili. Bir zamanlar kıtaları hareket ettiren, coğrafyayı değiştiren, hain savaşçı, kaçınılmaz barışçı. Ben seni hiç bir zaman ‘kader’ deyip fırlatmadım ki. Yavaş yavaş eriyip gitti masumiyetin bakirliği. En güzel yerinde durdurdum şimdi, seyrediyorum eski filmi. Baştan yazılabilir mi aynı senaryo, tekrar çekilebilir mi aynı film oyuncular hala aynı oyuncu mu? ... Gitme demiştim yüreğime, gitmemiş bak... Giden başka şeylermiş.... Tozunu aldım dün gece, orada sana ait hiçbirşey kalmamış...!

Sibel Bengü

3 Ekim 2007 Çarşamba

It's a rainy night in Paris...


It's a rainy night in Paris,
And the harbour lights are low,
He must leave his love in Paris,
Before the winter snow;

On a lonely street in Paris,
He held her close to say,
"We'll meet again in Paris,
When there are flowers on the Champs-Elysees..."
"How long" she said "How long,
And will your love be strong,
When you're across the sea,
Will your heart remember me?...
" Then she gave him words to turn to,
When the winter nights were long,
"Nous serons encore amoureux,
Avec les couleurs de printemps..."
"And then" she said "And then,
Our love will grow again,"
Ah but in her eyes he sees,
Her words of love are only words to please...
And now the lights of Paris,
Grow dim and fade away,
And I know by the lights of Paris,
I will never see her again...

Chris De Burgh